10 Aralık 2013 - 19:40
İmam Hüseyin'i Tanımak ve Anlamak

Tarihin en hazin olayını İslam Alimi, mütefekkir Hasan Kanaatlı ile konuştuk...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Hz. Hüseyin'i tanımak ve anlamak için, onun kişiliğinden ve hayat mücadelesinden bahseder misiniz? 

Bismillahirahmanırahim 

Allah'ın selamı ve salatı şehitlerin serveri  Hüseyne ve onunla birlikte her şeyini  hakkı ihkak etmek için feda eden yardımcılarına olsun. O günden bu güne onların yolunu ihya etmeye çalışan, onların davasını bu güne taşıyan, davasını sürdüren izcilerine fedakârlar savunucularına olsun.

İmam Hüseyni herkes kendi dini inancıyla takip etmiş olduğu yoluyla dillendirmiş oluyor. Bundan dolayı Müslümanım diyen, kılavuzu peygamber olan, Kuran ahlakıyla ahlaklanan, bir Müslümanın bu inancı üzerine imamı dillendirmesi tabi ki farklıdır. Ben âcizane şu görüşe sahibim. Hz. Hüseyin'i tanımak, kişiliğini anlamak için o tarafa bu tarafa bakmaya ve tarihin derinliklerine bakmaya gerek yoktur.

Hz. Hüseyin'i tanımanın yolu iki kişiden geçer. Biri Hz. Resul diğeri ise Kuran'dır. Yani Resullulahı tanımayan bir insanın imamı tanıması, Kuranı anlamayan bir insanın imamı tanıması mümkün değildir. Kişisel kimliğinden ziyade Hüseynin şahsi kimliği bizler için önemlidir. Yani Ali'nin oğludur, Fatıma-tüz-Zehra ‘nın yavrusu,  Hasan Mücteba'nın kardeşidir. Bu kimlikler kendine ait kimliklerdir. Biz Müslümanlara ait olan ve dikkatimizi üzerine çekmesi gereken en önemli kimlik boyutu hedefsel kimliğidir, şahsiyetsel kimliğidir, davasal kimliğidir. Biz bu boyutlardan bakarsak bence daha isabetli bir tespit yapmış oluruz.
 
Hz. Resululllahı tanımadan Hüseyin'i tanımak mümkün değildir derken, imametin anlaşılmasının risaleti anlamaya bağlı olduğuna vurgulamak istiyorum. Yani bu risalet bir yere kadar insanlığı götürür.
Peygamber Allah'tan almış olduğu vahyi ile toplumu bir yere taşır. Fakat bizim inancımıza göre risaletin mütemmimi (tamamlayıcısı) imamet olduğu için, resulullahın kaldığı yerden bunu ikame edecek, devam ettirecek olan şey imamettir. Çünkü gerçekten peygamberleri, hayatı telif eden, yirmi yedi peygamberin yaşamını tarih kitaplardan, siretlerden takip eden biri olarak arz etmek istiyorum. 

Hiç bir peygamberden sonra, peygamberin vefatıyla birlikte onun getirmiş olduğu dava, yüklenmiş olduğu misyon sona ermemiştir. Her peygamberin mutlaka vasileri olmuştur. Vasîden vasîye, vasîden vasîye intikal edene kadar diğer peygamberin gelişiyle vesayet son bulmuştur. Nerde kala ki kıyamete kadar gidecek bir dinin peygamber tarafından vâsisi bırakıp gitmesi birçok hükümlerin, yani farzlar ve sünnetler gibi açıklamalar Allah resulünden taraf yapıldı. Ama toplumsal meselelerle ilgili, siyasal meselelerle ilgili, ekonomik meselelerle ilgili, toplumsal ahlak konularıyla ilgili, birçok meseleler Resulullahın ömrü sınırlı oldu ve müşrikler tarafından bunun açıklanmasına yeterli müsaade edilmediği için sonuçlandırılmadan kaldı.

Diyeceksiniz ki Allah'ın resulü bir sürü talebe yetiştirdi, bu meselelerle ilgili uzmanlar yetiştirdi. İnsanları bilgilendirdi. Buyurun bu yetiştirdiği bilgilendirdiği insanlara bir bakalım. Kendileri itiraf ediyorlar, hataya düştüklerini, anlayamadıklarını, bütün ayetlerin şeri nüzulünü, iniş nedenlerini izah edemediklerini, ya orada olamadıkları, ya ömürleri yeterli gelmemesinden dolayı, bütün vakitlerini ona harcayamadıkları gibi… Bütün parmakların onun vasîsini gösteriyor. Yani zahirde kabul edilmese dahi, birinci halife, ikinci halife, üçüncü halifenin bütün sıkıştıkları anda, cevap bulamadıkları konularda İmam Ali'ye müracaat etmeleri, resmiyette kabul görmeyen vesayetin vicdanlarda, akıllarda, gönüllerde kabul edildiğinin en önemli göstergesidir. Bunun için arz ettim risâleti tanımadan, hazreti peygamberi tanımadan, Hz. Hüseyin'i tanımak ve onun imametini anlamak ve tanımak mümkün değildir. Her peygamberden sonra onun getirmiş olduğu kitabı ve nübüvveti sonuçlandıracak mutlaka vasîleri olmuştur ve vesayetsiz hiçbir zaman dilimi söz konusu olmamıştır. Yüz yirmi dört bin peygamber dönemlerinde de bu böyle olmuştur.
 
Yine imam Hüseyin'i anlamak için kuranı anlamak gerekir. Ben hep kendime şunu sormuşum; acaba, Kuranı kerimi pratikte, soyut olan kuranı kerimin realitede de bir karşılığı var mıdır, yok mudur? Buna dikkat etmemiz lazım. Desek ki bir tek karşılığı Allah'ın resulüdür (Allahın selat ve selamı onun üzerine olsun) kuranı yaşayan, insan versiyonudur. Resulullah'tan sonra bunun pratik karşılığı yoktur, bunu dersek, o zaman kuran ve Allah Resulünü eksik bıraktığını kabul etmemiz gerekir. Yani Resullulah'ın bu kadar mücadelesini, cehdini, cihadını karşılıksız kaldığını kabul etmiş oluruz. Artı, eksik kalan Müslümanları makul karşılamamız gerekir. Çünkü bu Kuran etki ve tesirini bir tek Resulullah'ta göstermiştir. 

Bunun için çevresinde, akrabasında, eşinde, kucağında büyüttüğü insanlarda karşılık bulamamıştır. Eğer onların nezdinde Kuran motomot bir karşılığı bulamamışsa, ondan sonra asırlar içerisinde yaşayan insanlarda tam karşılığı bulamamıştır.  bu da olağandır deyip öyle kabullenmemiz gerekir. Oysaki Allah Resulü (s.a.v) Gadir-i Hum denen o bölgede bunun böyle olmadığını, Ali'yi hilafete nafetmekle vasiliğini ilan etmekle açıklıyor. Sakaleyn hadisine baktığımız zaman size Allah'ın iki ağır emanetini bırakıyorum. Bunlar biri diğerinden asla ayrılmazlar. Yani Kuran Ehl-i beytinden ayrılmaz, Ehl-i beyt asla kurandan ayrılamaz olduğunu görürsünüz. İkisine de sımsıkı sarıldığınız takdirde asla delalete düşmezsiniz, diye buyuruyor. Buna şahitlik yapan Kuran'nın eksiksiz, kusursuz, karşılığının, yüzde yüz insan versiyonu olan Ehl-i beytinden bahsediyor.

O halde biz bütün kalbimizle Resulullah'ın dışında kuranın yüzde yüz karşılığının ehl-i beyt olduğuna iman etmekten başka çaremiz yoktur. Aksi takdirde Resulullahı tekzip etmiş oluruz. Dolayısıyla imam Hüseyin'i kişisel boyutuyla değil, davasal boyutuyla iki yolunun olduğunu kabulleniyorum. Birincisi Kuran'ı anlamanın, Resullahı tanımanın ve dolayısı ile risâleti bilmenin ve idrak etmenin doğru olduğunu söylüyorum. Allah Kuran'da bütün ümmetleri imamlarıyla birlikte çağıracağız diyor. Yani Resulullah kendi döneminin imamıydı. O kendi dönemindeki insanları davet etti. Peki, ondan sonraki dönemlerin imamları olmayacak mıdır? Ondan sonraki dönemlerde insanları kim hakikate davet edecek? İnsanlığı hakka davet eden imamlar ve mürşit-i kâmiller, âlimlerin olması lazım. Kamil irşatta bulunan insanların olması lazım. Kamil mürşitlerin Kuran'ın bütün yönleriyle bilmesi gerekiyor. Maddi manevi bütün meselelerle ilgili kendisi önce kemâlata erdirecek, mükemmellik kazanacak. Kendisi kâmil olduktan sonra ümmetin kemâline, kemâlatına sahip çıkacak. Meşhur bir söz var ya; "kendisi salih olmayan bir insanın müslih olması, diğerlerini ıslaha götürmesi mümkün değil." Kendisi eksik olan birinin insanları kusursuz bir şekilde, kemâlata sevk etmesi mümkün müdür? Değildir.

Dolayısıyla bakıyoruz Resulullah'tan sonra on iki tane imam ortalama iki yüz elli üç sene kadar bu zaman dilimi içerisinde Kuran'ı bütün boyutlarıyla eksiksiz bir şekilde hem yaşamışlar, yaşamın içine katmışlar. Hemde etrafına, çevresine anlatmışlar. Kusursuz ve eksiksiz bir şekilde tefsir etmişler, izah etmişlerdir. Onun için imam Hüseyin'i tanımak kuranı ve risâleti tanımaya bağlıdır.

İmam Hüseyin'in yüklenmiş olduğu misyon neydi? 

Şimdi ben bir şeyin altını çizmek istiyorum. Bu meselelerin, özelikle Kerbela olayının, Hz. Hüseyin'in hadisesini imam Hüseyin üzerinden değerlendirmek yeterli olmuyor. Bence Hz. Hüseyin'e düşman olan cephenin üzerinden bakmak lazım. Yani imam Hüseyin tarafından cepheye, olaya bakmakla, imam Hüseyin karşısında saflaşan o cephenin üzerinden bakmak çok farklıdır. Hz Hüseyin cephesinden baktığımız zaman imam Hüseyin bu savaşı "Hüseyin-Yezit savaşı" değildir. Hz Hüseyin bu savaşı, siffinde imam Ali-Muaviye savaşı değildir. Bu savaşların tümü küfür ile şirk savaşıdır. Muhammed ile Ebu Süfyan savaşıdır. Resulullah s.a.v Ebu süfyanla yaptığı savaş, sıffında Ali-Muaviye olarak kendini göstermiştir. Bu savaş Kerbela'da Hüseyin-Yezit olarak kendini göstermiştir.  

Hz imam-ı zamanın zuhurunda imam Mehdi (a.s) ile Süfyaniler arasında kendini gösterecektir. Zaman dilimleri farklı olabilir, mekânları farklı olabilir, isimleri farklı olabilir ama Hz. Hüseyin'in karşısındaki cephenin üzerinden Kerbela olayına baktığımızda, imam Hüseyin'in kesik başı getirilip Yezit mel'unun önüne konulduğu zaman orada çok önemli ve niyetinin bütünüyle ortaya koyan, onların maskesini çıkaran iki cümle vardır. Bir yerde diyor ki; "Şimdi Bedr'in intikamını aldık." cümlesinin birisi bu. Nedir bunun anlamı? Bedir'de savaşanlar kimlerdi? Hazreti peygamber ile yanındaki müminler, karşısında ise Ebu Süfyan ve Mekke'nin müşrikleri bulunuyordu. Peki, Yezit'i ilgilendiren boyutu neydi? Onu ilgilendiren boyutu dayısı ölmüştür, iki tane amcası öldürülmüştür. Ve onun akrabalarından bir sürü kişi Müslümanların, sahbelerin kılıcından geçirilmiştir. 

Şirk İslam savaşında Yezit'in şimdi Bedr'in intikamı aldık demesi, müşrik dedesinin ve akrabalarının intikamını aldığını söylüyor. İkinci cümlesi ise tamamen şirk! Bu cümleyi şiirsel bir dille; "şimdi Bedir'de ölenler bu sahneyi görmüş olsalardı, onların intikamını nasıl aldığımı görmüş olsalardı, derlerdi ki; Ey Yezit ellerin ağrımasın, çok güzel bir şey yaptın, derlerdi…" devamında Yezit, Haşimiler İslamla saltanata oynadı, şiirinin sonunda veya başka bir paragrafta diyor. "Haşimiler saltanat için İslam'ı kullandı…"  oysaki ne bir haber gelmişti Allah'tan, ne de böyle bir düşünce hâsıl olmuştur. Bakınız, burada birinci cümlesinde taassubunu ortaya koyuyor. İkinci cümlesinde ise inancını ortaya koyuyor. Onun bu yaklaşımı kâfirliktir. Resulullah'a iman etmemiş, Kuran'a iman etmemiş. Biz karşı cephenin bu sözünden yola çıkarsak diyebiliriz ki Hüseyin-Yezit savaşı yoktur. Hak ile batıl savaşı vardır. Buda neden Hüseyin'in bu savaşı ölümsüzleşti ve çok etkileyici oldu. Babası Ali'nin, Ağabeyi Hasan Müşteba'nın başları Hüseyin'in ki kadar tesir etmedi? Farkı şu: Babası Ali, ağabeyi Hasan akıl ile mantıkla, ilimle, ayetle, sünnetle, Resulullah'tan intikal eden hadislerle hak ve batılı ayrıştırma yoluna gittiler.

Hz Hüseyin ise bu kadar iç içe girmiş olan hak ile batılın ancak kendi kanıyla ayrılaştırılabileceği kanaatine vardığından dolayı, diğer tabirle Kerbela'da hak ile batıl Hüseyin'in kanıyla ayrıldığı için imam Hüseyin'in bu davası ölümsüzleşti. Çünkü kanın değeri Allah katında çok çok yücedir. Özelikle bu tür müminlerin, muhlislerin, muttakilerin, evliyaullah'ın kanı Allah katında kutsaldır.  Hz Zekeriya ile ilgili ayetlere baktığımız zaman, Allah ve azzecelle onların kısasını alacağını kendi üzerine almıştır. Tabiri caizse nahak olarak dökülen kanları haklarına kavuşana kadar kan ister. Bu sünnetullahtır. Allah'ın değişmez bir sünnetidir. Mutlaka bir zaman diliminde nahak olan, haksız yere birinin kanı dökülmüşse o kan hakkına hukukuna kavuşana kadar mutlaka kan ister. İmam Hüseyin'in kanı da böyledir. Hüseyin'in hakkaniyeti hâkim olarak kabul edilene kadar Hüseyin'in kanı kan isteyecektir. Bu arada suçlu olan, diliyle, kalemiyle, eliyle suçlu olan her kimse bedel ödemesi gerekir, ödeyecektir.  

İmam Hüseyin cephesinden baktığımız zaman, burada da görüyoruz ki İmam Hüseyin, gerçekten onlara muamele yaparken, onlarla karşılaşırken, o savaşa teşebbüs ederken takriben, Medine'den Mekke'ye, Mekke'den Kerbala'ya ve Kerbela'da söylemiş olan ayetlere baktığımız zaman yirmi beş tane ayet var. Bu yirmi beş ayeti seçerken yine bizim dikkatimizi çok ilginç bir boyuta çekiyor. Hz. Musa ile ilgili nazil olan Medyen şehrinden çıkışıdır. Firavun 'un korkusundan hareket edişidir, Firavun'a karşı duruşudur. Allah'ın Musa'ya yardım edeceğine dair işaretine dair ayetlerdir. Hz Yahya, Hz. Zekeriya ile ilgili sözlerdir. Ondan sonra cihatla ilgili sözlerdir. Allah c.c ile alışverişe girenler canlarını mallarını ortaya koyanlara karşı Allah'ın onlara olan vaatleridir ( Allah müminlerden cennet karşılığında, mallarını canlarını satın almıştır) ayetlerine işarettir. Ondan sonra Kâfirlerle ilgili, müşriklerle ilgili cihat ayetlerine işarettir. Bunların tümüne bakıldığında Hz. Hüseyin cephesinden Yezit ve Kerbela olayına baktığımızda, bunu anlıyoruz ki imam Hüseyin İslam'ın bitmek üzere olduğundan ve burada Müslümanların üstlenmesi gereken bir misyonundan bahsediliyor. Yani İmam Ali, İmam Hasan ve kendisinin konumun doğruluğundan bahsediliyor. Nitekim bizim müştehitlerimiz de buyuruyorlar; eğer bir din tehlikeye düşerse, İmam Ali a.s. buyuruyor ki; "canınız ile dininiz tehlikeye girecekse, canınızı dininize siper ediniz, malınızla canınız tehlikeye girecekse, malınızı canınıza siper ediniz." İmam Hüseyin cephesinden olaya baktığımız zaman burada bir dinin bitişi, sona erişi, yeniden küfrün hâkimiyet kazanışı, imam Hüseyin'i tereddüt ettirmiş ve harekete geçirmiştir.  

Eğer din tehlikeye düştüğü takdirde Kuran ehli olan, Resulullah'ın ehli olan bir müminin, bir Müslümanın ne yapması gerektiğini, mesuliyetini yani vazifeyi ortaya koymuştur imam Hüseyin. İmam'ın cephesinden baktığımız zaman Hüseyin'in şahsiyetinde, beraberindeki yetmiş iki insanla birlikte böyle durumlarda biz ümmetin önüne çıktığı zaman hangi duruşu sergilememiz gerekiyor, onu gösteriyor. Yezit cephesinden baktığımız zaman küfür ve şirki görüyoruz. İmam Hüseyin cephesinden baktığımız zaman ise vazife ifası görüyoruz. Bu vazife ifasında da çok önemli bir nokta arz edeyim. iman eden insanın Allah ile biatlaşan insanın Hz. Hüseyin'in muamelesinden görüyoruz. Canı üzerinde, malı üzerinde, çocukları üzerinde tasarruf hakkının olmadığını görüyoruz.

Hz. Hüseyin'in Allah ile biatlaşan müminin kendi canı, kendi malı, kendi evladı üzerinde tasarruf hakkı bulunmadığı, hatta kendisi için, mevki, makam, gelecek ve çıkarı için bunu kullandığı takdirde, bunların üzerinde gasp olur. Bunları gasp etmiş olur. Bunun en bariz örneği imam Ali Asgar'ı, en küçük yavrusu meydana götürdüğü zaman ve kurban verdikten sonra diyor ki; Allah'ım verecek hiçbir şeyim kalmadı. Bir tek canım kaldı. Biatın, ne olduğunu, Allah ile alışverişin ne olduğunu, iman ettikten sonra bir insanın canı, malı ve evlatları üzerinde bir hakkı olmadığını, eğer böyle bir yolu seçerse gasıp olduğunu göstermiştir.

Devam edecek...
 

Röportaj: Aydın Altay

7sabah.com